Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016

2015 yılı istatistik

2015 yılındaki resmi karşılaşma istatistiklerimiz;

53 karşılaşma
30 galibiyet
11 mağlubiyet
12 beraberlik

104 atılan gol
61 yenilen gol

Veriler; Türkiye Süper Lig, Türkiye Kupası ve Şampiyonlar ligi baz alınmıştır.

11 Kasım 2015

Kanlı alın #Eric Gerets


Anlamı büyük olan 2005/06 sezonunda takıma şampiyonluk yaşatan Eric Gerets sağlık sorunlarından sebep teknik direktörlük kariyerini geçtiğimiz günlerde sonlandırdığını söylemiş. 

Eric Gerets saha içinde büyük başarılar kazandığı gibi saha kenarında çalıştırıcı olarak da başarılar kazanmış bir hocaydı. Hollanda'nın PSV kulübünde de hem futbolculuk kariyeri ile teknik direktörlük kariyeri olan Gerets'in, PSV ile aramızdaki maçlarda ilginç bir istatistiği bulunuyor.

Maçkolik'in istatistiklerine göre Şampiyonlar Liginde 6 kez karşılaşmışız. İşin ilginç kısmına değinelim.

1987/88 PSV 3-0 Galatasaray -Futbolcu
1987/88 Galatasaray 2-0 PSV
2001/02 PSV 3-1 Galataray - PSV teknik direktörü
2001/02 Galatasaray 2-0 PSV
2006/07 Galatasaray 1-2 PSV - Galatasaray teknik direktörü
2006/07 PSV 2-0 Galatasaray

87/88 sezonunda o zamanların Şampiyon Kulüpler Kupası şimdilerin ise Şampiyonlar Ligi olan turnuvanın kazanı PSV olmuş, tek yenilgisini ise deplasmanda bize karşı almıştı. Eric Gerets iki karşılaşmada da rakip takım oyuncumuzdu.
01/02 karşılaşmalarına geldiğimizde ise bu kez Gerets PSV'nin başında hoca olarak bize karşı rakip olmuştu. PSV'den yine deplasmanda 3 yemiş evimizde ise yine 2 atmıştık. PSV grup üçüncüsü olarak UEFA Avrupa Kupasında devam etmiş çeyrek finalde ezeli rakibi Feyenoord'a yarı final biletini ve daha sonrasında Feyenoord da kupayı kazanan olmuş. Biz ise o sezon grubu ikinci bitirip ikinci tur gruplarında tek mağlubiyet ile elenmiştik.
06/07 sezonunda ise bu kez Gerets bizim hocamızdı. Daha önce ilk maçların ev sahibi olan PSV değil bizdik. İlk maçta İliç ile öne geçmesini de bilmiştik ama 2-1 sahadan mağlup ayrılan olmuştuk. Deplasmanda ise 2-0 ile yenilerek PSV'yi mağlup edememiştik. 

Dipnot: Ali Sami Yen stadında oynadığımız 2 maçı da 2-0 kazandık. 2006/07 sezonundaki 2-1'lik mağlubiyette karşılaşma Atatürk Olimpiyat stadında oynanmıştı.

18 Ekim 2015

Savaşçı #Lucas Neill

İrlandalı bir baba, bir gün oğluna tenis raketi, kriket topu ve futbol topu sunar. Oğul ben futbol topunu seçtim diyor. Pazartesi akşamları Premier Lig özetlerini izlenen bir evden tenisçi çıkması da zaten beklenmezdi. Çıkmadı da...

Futbol ile tanışmam bu şekilde oldu diyor Lucas Neill.  2010 yılında Tarık Ünlütürk'ün Neill ile yaptığı güzel röportajı okuyun derim. Kısa zaman, güzel anılar bıraktı Galatasaray'a.

*************
Lucas da kısa sürede yolunu çizdi. Spor Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamlayınca Ada’nın yolunu tuttu. Londra’nın en meşhur statlarından biri artık onun eviydi. Milwall’ın mabedi “The Den” artık yeni savaşçıya ev sahipliği yapacaktı. Lucas Neill’in Premier Lig ekipleri tarafından fark edilmesi içinse birkaç sezon geçmesi gerekti. 2002 yılında Blackburn Rovers’a transfer oldu. Zaman zaman sertliğin dozajını arttıran oyuncu için “şanssız zamanlar” da vardı. Liverpoollu, Jamie Carragher ile girdiği mücadele sonrası kırmızıların savunma oyuncusu 6 ay sahalarda uzak kalınca Neill’in savaşçı ruhuna atıflar arttı. 2007 yılında ise Londra’ya dönüş vaktiydi. Fakat bu kez Milwall’ın ezeli rakibi West Ham United’dı Avustralyalının adresi. Formasına kattığı terle West Ham taraftarına kendini kabul ettirmesi zor olmadı. İki sezon sonra West Ham’dan ayrılık zamanı geldiğinde, Galatasaray ile aynı cümlede yer aldı Lucas Neill. Kısa bir Everton macerasının ardındansa Lucas, 2010 yılında Galatasaray’daydı.

 FUTBOLLA TANIŞMAN NASIL OLDU VE SONRASINDAKİ SÜREÇ NASIL GELİŞTİ? Babam İrlandalı. Altı yaşındaydım babam bir gün tenis raketi, kriket topu ve futbol topu verdi. Ben futbol topunu seçtim. Futbolla tanışmam bu şekilde. Daha sonra Avustralya’da kendi bölgemizin takımında futbola başladım. Sonra şehir takımı, sonra profesyonel futbola ve Milli Takım’a kadar devam etti. 

 AVUSTRALYA’DA ÖNE ÇIKAN SPORLAR FARKLI. ASLINDA BİR AVUSTRALYALI İÇİN FUTBOLCU OLMAK SIRA DIŞI BİR DURUM SAYILABİLİR.  Çok da sıra dışı sayılmaz. Tabii ki diğer sporlar kadar popüler değil. Ama küçükken spor yapıyorsanız; ya rugby oynarsınız ya da futbol. Bu konuda babamın etkisi oldu. İrlandalı olduğu için beni futbola yönlendirdi. Ailem rugby’ye pek sıcak bakmazdı. Daha fiziksel ve sakatlık riski yüksek bir oyun. Okulda rugby oynayan İtalyan ve İngiliz arkadaşlarım vardı. Ama benim için çevresel koşullardan daha çok ailemin etkisi geçerli oldu. 

 AVUSTRALYA’DA FUTBOL BURSU İLE OKUMUŞSUN. DAHA SONRA YETENEK AVCILAR DEVREYE GİRİYOR. BİRAZ AVUSTRALYA’DAKİ EĞİTİM SİSTEMİ İLE İLGİLİ BİZE BİLGİ VERİR MİSİN?  Ben New South Wales’te oynarken, yetenek avcıları gelip sporcuları takip ederdi. Bu sadece futbol için geçerli değil, tüm sporcuları takip ediyorlar. Beğendikleri sporculara özel bir burs veriyorlar, ben o bursu iki senelik kazandım. Bursu kazanınca ailemden ilk kez ayrıldım. Spor enstitüsünde okumaya başladığımda farklı bir ailenin yanında kalmaya başladım. Sabah antrenmanlara, akşam ise okula gidiyordum. 

 KAÇ YAŞINDAYDIN? 15 yaşımdaydım. 

 FUTBOL BENİM MESLEĞİM OLACAK DEDİĞİN ZAMAN BU DÖNEM MİYDİ? Aslında daha önceye rastlar. 10 yaşındayken her pazartesi akşamı Premier Lig’den özetler vardı. Babamla oturup maçların özetlerini izlerdim. O zamanlar televizyon başında hayaller kurardım. Bir gün ben de burada olacağım derdim kendime. Ne zaman yetenek avcıları beni seçtiler ve ailemin yanından ayrıldım, o zaman bu işin mesleğim olacağını anladım. 

 BABAN HANGİ TAKIMI TUTARDI, PREMIER LİG’DE? Babam Manchester United’ı tutardı. Ben ise Avustralyalı futbolcu Craig Johnston’dan dolayı Liverpool’u tutardım. Birçok Avustralyalı da bu yüzden Liverpool’u tutardı. 

 İNGİLTERE’DE İLK KEZ 1. LİGDE FORMA GİYDİN. MILLWALL’LA KONTRAT YAPTIN. AYRICA EN UZUN SÜRE FORMASINI GİYDİĞİN TAKIM OLDU.  Bursumun sonlarına geldiğimde artık hocalarımız bizi İngiltere’ye denemeye gönderiyordu. Ben de bir arkadaşımla beraber İngiltere’ye gittim. Queens Park Rangers’ın antrenmanlarına denenmeye gittik. Arkadaşım seçildi. Ben okulumu bitireceğime dair ailem söz vermiştim, o yüzde Avustralya’ya geri döndüm. Okulu bitirdikten sonra Millwall ve QPR’dan teklifler aldım. O dönem Millwall, Arsenal’i kupadan elemek gibi bir başarı göstermiş, ayrıca genç yetenekleri ortaya çıkaran bir kulüp görünümündeydi. O yüzden geleceğim adına Millwall’ı tercih ettim. 

 MILLWALL’IN FİLMLERE KONU OLAN FANATİK BİR TARAFTARI VAR. STADI “THE DEN” (KÜÇÜK MAĞARA) DİYE ANILIYOR. O GÜNLERİ ANLATIR MISIN? AYRICA ÇOK AGRESİF BİR ORTAM YARATTIKLARINI BİLİYORUZ. Millwall’da oynadığım dönem benim için çok önemliydi. Taraftarı gerçekten dediğin gibi çok tutkulu. Her zaman takımının yanında olan ve beklentileri olan bir taraftar. Futbolculara sorumluluk yükleyen bir kitle olduğu için mutlaka bir şeyler vermek zorunda hissediyorsunuz. Galatasaray taraftarına benzetebiliriz bu açıdan. Genç yaşta böyle bir kulüpte oynamam çok büyük bir avantajdı.

 2007 YILINDA WEST HAM UNİTED’A TRANSFER OLDU. MİLWALL İLE WEST HAM UNİTED ARASINDA TARİHSEL SÜREÇTEN GELEN BİR REKABET VAR. BU TRANSFER SENİN İÇİN SIKINTI YARATTI MI? West Ham’dan önce beş senelik bir Blackburn Rovers dönemi olduğu için çok fazla problem etmediler. West Ham United’da iyi maçlar çıkarınca taraftar da bana daha çok ısındı.

 WEST HAM ÖNCESİNDE İSE BLACKBURN ROVERS’TA FORMA GİYDİN. İLK PREMİER LİG DÖNEMİNİ BU TAKIMDA YAŞADIN. ÇOK SEVİLDİĞİN BİR KULÜPTÜ. BİRÇOK TEKLİF ALMANA RAĞMEN KULÜBÜNDE KALDIN UZUN SÜRE. 2007 YILINDA İSE AYRILIK KARARI ALDIN.  Blackburn Rovers benim için çok önemli bir kulüptü. Uzun seneler forma giydim bu kulüpte. Fakat belli bir zamandan sonra bir döngüde hissettim kendimi, daha fazlasını veremeyeceğimi düşündüm. O yüzden bir değişiklik şart oldu benim için. 

 PEKİ PREMİER LİG’İ BIRAKIP TÜRKİYE’YE GELMENİ DE BU ŞEKİLDE AÇIKLAYABİLİR MİYİZ? Tam anlamıyla değil. Ben kararımı sezon başında vermiştim. Ailemle sezon başında konuşup bir sene daha İngiltere’de oynayıp daha sonra Avrupa’da başka bir ligde farklı bir tecrübe yaşayalım diye bir karar almıştım. Daha fazla yaşlanmadan, hala futbolumu sahaya yansıtıyorken bu farklı tecrübeyi yaşamalıydım. Ama bu normalde bu sezon başında gerçekleşecekti. Çünkü sezon başında çocuklarım daha çok küçüklerdi. Onları da düzenlerinden ayırmak zorundaydım. Fakat Ocak’ta gerçekleşmesi benim için sürpriz oldu. İki kulüp oturup anlaştı, ben de kararımı verince Galatasaray’a transferim gerçekleşmiş oldu.  

BURAYA GELMEDEN ÖNCE TÜRK FUTBOLU HAKKINDA KAFANDA NASIL BİR İMAJ VARDI? 
 Çocukluğumdan itibaren Türk futbolu ve tarihi ile ilgili bilgim vardı. Bir Türk kadar bilemem ama Avustralya’da; Türk, İtalyan, Hırvatistan etkilerini görebilirsiniz. O yüzden İtalyan Ligi olsun, Türk Ligi’nin önemli maçları olsun, bunlardan haberimiz oluyordu. Tabii Blackburn’de Gençlerbirliği’ne karşı UEFA Kupası’nda oynadım. Gerçekten o dönem çok teknik bir takımla karşılaşmıştık. Beş sene boyunca Graeme Souness ve Tugay Kerimoğlu ile defalarca Türkiye Ligi’ni konuştuk. Şimdi buradayım ve o kaliteyi görüyorum. Gerçekten çok teknik bir lig. Sürat olarak Premier Lig kadar hızlı değil. Bana anlatılanlarla şu an yaşadıklarım arasında çok büyük bir fark yok. Taraftarlar takımlarına çok bağlılar. Bana dedikleri gibi kaliteli bir ligdeyim. 

 TÜRKİYE’YE GELMEDEN ÖNCE KARARINI VERMEK ADINA SAYDIĞIN BU İSİMLERLE SON BİR KONUŞMA YAPTIN MI? Sezon başında Galatasaray’dan teklif aldığım zaman çok heyecan duydum. Fakat Galatasaray’a gelmek için kimseye sormaya ve kimsenin telkinine ihtiyaç duymazsınız. Ama çocuklarım çok küçüktü. Aynı teklif Ocak’ta da gelince kabul ettim. Galatasaray, Avrupa’nın en iyi takımlarından. Galatasaray dışında Türkiye güzel, iklimi çok elverişli ve güvenli bir ülke. Hem kendimin hem de ailemin keyifle yaşayabileceği bir ülke diye düşündüm. Şu ana kadar da yanılmadığımı görüyorum. O yüzden son bir görüşe ihtiyacım olmadı.

 BİR LAKABIN VAR: BİRD HUNTER. OYNADIĞIN TAKIMLA ÇOK UYUMLU OLDUĞUNUN FARKINDA MISIN? Normalde çok fazla sevdiğim bir takma isim değil. Ama şu anda Galatasaray’da oynuyorum. Bu takma ad, Galatasaray taraftarını mutlu edip rakiplerimiz üzerinde baskı yaratacaksa, benim için problem yok.

 KEWELL’DAN BAHSEDELİM BİRAZ. GALATASARAY TARAFTARI İÇİN ŞİMDİDEN UNUTULMAZLAR ARASINA GİRDİ, KEWELL. SEN DE ÇOK İYİ BİR BAŞLANGIÇ YAPTIN. ŞU ANDA AVUSTRALYA ADINA ÇOK İYİ BİR ETKİ YARATTINIZ. Kendisi benim iyi bir arkadaşım. Harry çok iyi bir profesyonel ayrıca. Antrenmanlarda çok iyi çalışıyor. Ben de aynı şekilde antrenmanlara çok önem veririm. Çünkü kaybetmekten nefret eden bir insanım. Bu duygu ikimizde de var. Hatta bu duygu tüm takımda var. Bunda teknik direktörümüz Frank Rijkaard’ın da etkisi çok büyük. 

 GALATASARAY FUTBOL TAKIMI’NI BİR KENARA KOYALIM. KULÜP ORGANİZASYONU HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUN. Galatasaray’ın kulüp organizasyonu olarak çok üst düzeyde olduğunu gördüm. Çünkü 30 milyon taraftarı olan bir kulübü yönetmek hiç kolay değil. Kişisel bazda Başkanımız Adnan Polat’tan ve Haldun Üstünel’den bahsetmek istiyorum. Gerçekten işlerini çok iyi yaptıklarını düşünüyorum. Galatasaray’da olmamın en büyük sebebi Haldun Bey’dir. Ben Galatasaray’a gelince bir aile ortamı ile karşılaştım. Biz, sahaya çıkıyoruz ve göz önündeyiz. Fakat biz sahaya çıkana kadar, bizim için çalışan insanlar var ve herkes Galatasaray’ın başarısı için çalışıyor. Bunu hissedebiliyorsunuz. Bir noktada herkes bu başarıyı paylaşıyor, kimse ön plana çıkmanın peşinde değil. Bu yüzden Galatasaray Türkiye’nin en büyük kulübü. 

 HALDUN ÜSTÜNEL’İN GALATASARAY’DA OLMANDA ÇOK BÜYÜK KATKISI VAR. SANA SÖYLEDİĞİ HANGİ CÜMLE BURADA OLMANI SAĞLADI? Sözler kadar davranışlar da çok önemliydi. Galatasaray yazın başında bana bir teklif getirdi. Menajerimle iletişim geçtiler. İlk seferinde olmadı. İkinci defa kapımı çaldılar. Haldun Bey’le çeşitli konuşmalarımız oldu. Türkiye’deki futbola olan ilgi ve başarılı performansların takdiri üzerine… Burada değinilmesi gereken konu, Galatasaray gibi bir kulübün iki kere kapıyı çalması. En çok bu etkili oldu, burada olmamda. 

 BİR FUTBOLCU İÇİN SEVİLMEK CİDDİ BİR MOTİVASYON MUDUR? Tabii ki benim için öncelikle gösterdiğim performans önemli. İyi performans gösterdiğim sürece işimi yapabilirim. Peki neden futbol oynuyorsun dersen; çünkü bu oyunu seviyorum. Başka nedenler de olabilir motivasyon için. Sonuçta ben iyi oynarsam ve takım kazanırsa 20 milyon kişi mutlu oluyor. Bu da önemli bir faktör. 

 AVUSTRALYA İLE TÜRKİYE ARASINDA TARİHSEL BİR BAĞ VAR. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA ÇANAKKALE’DE BİRÇOK ASKER HAYATINI KAYBETTİ. AMA 100 YIL SONRA İKİ ÜLKENİN İNSANLARI BİR ARAYA GELİYOR. BU TARİHSEL BAĞ DİKKATİNİ ÇEKMİŞ MİYDİ? Avustralya güzel bir ülke. Çok farklı kültürleri bir arada bulunduruyor. Yemek, yaşam birçok alanda etkili oluyor çokkültürlü hayat. İtalyan, Hırvat, Türk ve İngiliz… Birçok farklı kültürden insan bir arada yaşıyor ama herkes kendini Avustralyalı hissediyor. Küçükken top oynarken her takımda mutlaka bir Türk olurdu. O yüzden belki de bu topluma kendimi yabancı hissetmiyorum. Bundan sonrası için de şunu söylemem lazım. Türkler, Avustralya’ya daha çok gitmeli, Avustralyalılar da Türkiye’yi mutlaka görmeli. Çünkü birbirine benzeyen iki toplum. Daha fazla iletişime geçmeliler diye düşünüyorum. Tarihsel olarak baktığımızda ise aralarında çok büyük mesafe olmasına rağmen üzücü bir şekilde bir araya gelmişler. Buna rağmen bu iki toplum birbirlerine sempatiyle bakıyor. Galiba güzel olan da bu. 

 AVUSTRALYA FUTBOLU DA BİR GELİŞİM İÇİNDE. YİNE ŞANSSIZ BİR POZİSYONDAN BAHSEDELİM. DÜNYA KUPASI’NDA İTALYA MAÇINDA SENİN DE İÇİNDE BULUNDUĞUN POZİSYONDA BİR PENALTI ÇIKTI ORTAYA. ÜLKENDE BU POZİSYONDAN SONRA ELEŞTİRİLDİN. O SÜRECİ BİZİMLE PAYLAŞABİLİR MİSİN? Fabio Grosso ile olan pozisyon çok talihsizdi. Hem takımım hem benim adıma. Ama artık geride kaldı. Önümüzde Güney Afrika’daki şampiyona var. Kupa için heyecanlıyız. Artık hedeflerimiz biraz daha büyüdü. Önümüzdeki Dünya Kupası’nda takımın kaptanı olacağımı düşünüyorum. Bir ülkenin liderliğini yapmak, inanılmaz bir şey. Umarım bu kez her şey bizim adımıza daha iyi olacaktır. 

 OKYANUSYA BÖLGESİ’NDE KOLAY RAKİPLERİNİ ARDINDAN, DAHA ZOR RAKİPLERİN KARŞISINA ŞAMPİYONALARDA ÇIKMAK AVUSTRALYA MİLLİ TAKIMI İÇİN BÜYÜK BİR DEZAVANTAJ MI? Evet ama artık bu sorun da aşıldı. Artık grubumuz Asya’ya kaydı. Japonya, Katar, Bahreyn gibi takımlarla karşılaşıyoruz. Artık 31-0’lık maçlar olmuyor.

 2005 YILINDA URUGUAY’A KARŞI OYNADIĞINIZ DÜNYA KUPASI ELEME MAÇI İÇİN KARİYERİNİN EN ÖNEMLİ MAÇI DİYEBİLİR MİYİZ? Kesinlikle… Uzun futbol kariyerimde beni etkileyen olumlu ya da olumsuz anlamda maçlar var. Ama en çok Dünya Kupası’nda oynadığım Uruguay maçından etkilendim. Maç penaltılara kalmıştı, Harry ve ben de topun başına geçmiştik. Ve penaltılar sonunda 32 sene sonra Dünya Kupası’na katıldık. Sadece bir galibiyet değildi, aynı zamanda tarihi bir başarıydı. 

 GALATASARAY’LA 1.5 YILLIK KONTRATIN VAR. BUNDAN SONRA KARİYERİNDE SENİ NELER BEKLİYOR? Futbol benim hayatım var ve bu oyun benim içimde var. Futboldan sonra da belki menajer, belki antrenör, belki küçük çocukları futbol öğreten bir eğitmen olarak… Ama mutlaka yapacağım işin içinde futbol olacaktır. Şu anda ise 1.5 yıllık kontratım var. Eğer vücudum müsaade eder, yönetim de benimle devam etmek isterse İstanbul’daki hayatım devam edebilir. 

 BU KEYİFLİ SÖYLEŞİ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ. SON OLARAK GALATASARAYLI TARAFTARLARA BİR MESAJIN OLACAK MI? Öncelikle onlara teşekkür etmek istiyorum. Sonuçta devamlı bizimle beraberler. Onlara sezon sonunda güzel bir hediye vermek istiyoruz. Tabii ki onların desteğiyle.

(Röportaj: Tarık ÜNLÜTÜRK | Galatasaray Dergisi, Mart 2010, Sayı: 88)

8 Ekim 2015

Hamit'in F'leri

Her gün yaptığım iş: Futbol
En sevdiğim oyun: Football Manager
İzlemekten keyif aldığım şey: Futbol maçları
Okuduklarım: Futbol dergileri
Sevdiğim şeyler: Familie (ailem), Freunde (arkadaşlarım), Feiren (eğlenmek)
Sevmediğim şeyler: Feulenzen (tembellik)

13 Haziran 2015

Analiz: Eboue'nin Galatasaray karnesi

16 Ağustos 2011 tarihinde Arsenal'den 3.5 Milyon Euro bonservis bedeli ile kulübümüze transfer olan Fildişi Sahilli bek oyuncusu Emmanuel Eboue'nin karnesi.

Emmanuel Eboue Galatasaray forması ile 2 lig kupası, 2 Süper Kupa, 1 Türkiye Kupası ve bir de Emirates Cup hazırlık kupası olmak üzere 6 kupa kazanmıştır.

Kulübümüze vermiş olduğu katkıdan dolayı teşekkür ederiz.

10 Haziran 2015

Hamzo* Karnesi

2014-15 Süleyman Seba Sezonu Şampiyonluğu
2014-15 Ziraat Türkiye Kupası Şampiyonluğu

İtalyan hoca Prandelli'nin ardından 01.12.2014 tarihinde takımın başına getirilen hocamızın sezonu ile kapatmamızda hiç şüphesiz emeği sonsuzdur. Hamza hoca böylelikle hem futbolcu hem teknik direktör olarak kupa kazanarak adını kulübün tarihine bir kez daha yazdırmıştır. Efendiliği ile de adından söz ettiren Hamza Hamzaoğlu'na teşekkürleri borç biliriz.

*Hamza Hamzaoğlu Karnesi*
Süper Lig: 23 maç, 17 galibiyet, 4 beraberlik, 2 mağlubiyet, AG 47, Y 21
Türkiye Kupası: 12 maç, 8 galibiyet, 1 beraberlik, 3 mağlubiyet, AG 37, 15
Avrupa Kupası: 1 maç, 1 mağlubiyet, AG 4
Toplam: 36-25-5-6 85/40

*91-95 yılları arasında futbolcumuz olan Hamza hocanın lakabı Hamzo idi.

7 Mayıs 2013

Analiz: Drogba neler yaptı?


15/02/13 Hafta 22 Akhisar Bld. 2:1 0 1 0 28 1 Gol 1 Asist
17/03/13 Hafta 26 Kayserispor 3:1 1 0 0 90 0 Gol 1 Asist
30/03/13 Hafta 27 İstanbul B.Bld. 2:0 1 0 0 90 0 Gol 1 Asist
06/04/13 Hafta 28 Mersin I.Y. 3:1 1 0 0 90 2 Gol
13/04/13 Hafta 29 K.Karabükspor 1:0 1 0 1 90 0 Gol 1 Asist
19/04/13Hafta 30 S.B.Elazığspor 3:1 1 0 1 83 2 Gol

26 Şubat 2011

Gol Analizleri / İBB 3-1 Galatasaray

İstanbul BB 1.GOL / Holmen
Büyükşehir'in atağı sol kanattan gelişti. Ortasaha'da topla buluşan Gökhan Ünal sol kanattan aldığı topu cezasahasına kadar taşıdı. Serkan Kurtuluş durdurmaya çalışsada engel olamadı. İşin ilginç yanı pozisyonun başından beri golü atan Holmen'i tutan bir kişi yok.


Tamamen kendi çabaları ile pozisyonu oluşturan Gökhan Ünal son olarak golün pasını veriyor.

İstanbul BB 2.GOL / İbrahim Akın
İstanbul BB'nin ikinci golü savunmamızın defanstan çıkarken ki hatası sonucu geldi. Cana ortasaha yuvarlağına yakın bir yerden topu Kazım'a aktarmak isterken Mustafa Sarp'a çarpan top Gökhan Ünal'ın önünde kaldı. Boşta yakalanan savunmamız gole engel olamadı. Gökhan yanında ilerleyen İbrahim Akın'a pasını verdi, penaltı noktasından topla buluşan İbrahim Akın kaleci ile karşı karşıya kaldı ve takımını öne geçiren golü attı.

İstanbul BB 3.GOL / İbrahim Akın
Kazım'ın Ekrem'i yerde bırakması sonucu kazanılan penaltıyı İbrahim Akın gole çevirdi. Tam 58 hafta sonra penaltı kazanan İstanbul BB penaltının golle sonuçlanması sonucu kalan dakikalarda rahat bir oyun sergiledi.

21 Ocak 2011

İkinci Yarıya Girerken..

2010-11 sezonunun ikinci yarısındaki ilk maçımızı yeni stadımızda pazar günü Sivasspor ile yapıcağız. İlk yarıyı şuanki konumda değilde 3üncü 4üncü sırada kapansaydık devre arasında alınan oyuncularımız ile şampiyonluğa oynardık kesinlikle. Ama şuan bir gerçek var ki zirveden ve takipçilerinden epey uzaktayız. Avrupa kupalarına katılmak içinde Türkiye Kupasında yolumuza devam etmemiz ve şampiyon olmamız gerekiyor. Şuan için Türkiye Kupasında yolumuza devam ediyoruz.

Sezonun ikinci yarısı için az da olsa umudum var. Hangi konuda mı? İlk 4 takım arasına gireceğimiz konusunda. Yeni stad, yeni oyuncular, güçlenen kadro kesinlikle bir değişim olucak sezonun ikinci yarısında.

Takımımızı analiz edicek olursak,

-KALECİ-
Kaleci konusunda sıkıntılıydık. Yıllardır Galatasaray da olmasına rağmen bir türlü as kaleci olucak konuma gelemeyen Aykut'la ligin ikinci yarısına başlamak olmazdı. Ufuk konusuna gelicek olursak, güven olmuyor Ufuk'a da bir maç kötü bir maç iyi oynuyor. Yinede Aykut tan bir adım önde. Ve bir diğer kalecimiz Zapata. Daha takıma bugün geldi. 32 yaşında tecrübeli bir kaleci. Kalecilerin en verimli yaşıdır bence 30-34 yaş. Daha önce hiç izlemedim bir kaleci Zapata. Romanya Liginde oynadığı sırada bir kez en iyi kaleci, bir kezde en iyi yabancı oyuncu seçilmiş. Aynı tip başarıları takımımızda da yaşamasını diliyorum. As kalecimiz Zapata olur. Onun yedeği ise Ufuk olur.

-DEFANS-
Defans hattında ise en garanti isim hiç kuşkusuz Sabri Sarıoğlu. Galatasaray altyapısından çıkan Sabri hırsı-forma aşkı onu başarılı kılan etmen. Kontrolsüz gücü yüzünden Sabri'nin bir  çok şutu farklı bir şekilde auttada gitse Sabri bir başkadır. :) Serdar Kurtuluş ise Sabri nin alternatifi konumunda.
Defansın ortasında ise Servet ve Neill görev yapıcak. Servet bazen en kötü gününü geçiriyor. Bize puan kaybettiriyor ama bazende şaşırtıcak goller atabiliyor. Servet sezonun ilk yarısında özellikle Trabzonspor maçında çok bariz bir hata yapmıştı. Taraftar olarak Servet'e karşı antipati duymaya başlasakta Beypazarı maçında golü ve bir kaç kritik müdahalesi tekrar sevmemizi sağladı. Servet der ki "Bana güvenilen yerde başarılı olurum." O zaman sana güveniyoruz Servet.. Sezonun ilk yarısında yaptığı hataları affettirmeni umuyoruz. Servet in yanında ki Neill ise gerek profesyonelliği, gerek hırsı onu sevme nedenim. Ben dahil bir çok Galatasaray taraftarı Neill'ı çabuk sahiplendi. Çabuk sevdi. O da zaten çabuk alıştı. Birazda vatandaşı Kewell ile aynı takımda olmasının etkisi var tabi ki. Neill için fazla söylenicek bir şey yok. Gereğinden fazla profesyonel. Yeri geldiğinde sağ bekte oynayabiliyor.
Şimdi de defansın solundan bahsedelim. En son geldim sola çünkü en kötü yerimiz. Sol bekte Hakan Balta,Insua ve Çağlar Birinci görev yapabilecek oyuncularımız. Hagi sezonun ilk yarısında "Takımda kiralık oyuncu istemiyorum" demişti ama ligin son maçında attığımız golden sonra Insua'nın maçı nasılda forma aşığı olduğunu gösteriyor. Aslında başka bir takımda olsada aynı sevinci gösterirdi Insua. Çünkü çok genç ve başarıya aç. Kendini geliştirmesi içinde istikrar şart. Liverpool'un bize kiralama sebebide zaten kendini geliştirmesi. Hakan Balta'nın her geçen gün kötüye gittiği dönemde bence sol bekteki tercihimiz Insua olmalıdır. Onun yedeğide Çağlar olmalı. Hakan en son tercih olmalı. Hatta sol bekte oynatmaktansa, defansın göbeği yada muhtaç kaldığımızda ortasahada oynamalı.

-ORTASAHA-
Sağ kanat için alternatifimiz çok. Sakatlığı geçen Arda, yeni transferler Kazım, Yekta, Culio. Ve elimizde bulunan Barış Özbek. İlk tercih tabikide Arda Turan olucaktır. 
Arda nın yanında ise Culio olmalıdır. Ortasaha 3 oyuncudan ibaret eli alırsak sol kanatta da Kewell,Pino,Yekta,Culio,Emre Çolak,Aydın görev yapabilecek oyuncular. İlk tercihimiz Yekta olmalıdır. Yani ortasahamız Yekta - Culio - Arda şeklinde olabilir. Hatta bu 3 oyuncu ortasahın her yerinde oynayabilen oyuncular oldukları için duruma göre yer bile değişebilirler. Ortasaha şu şekilde de düşünebiliriz. Arda - Culio - Yekta - Pino ya da Kazım oynayabilir. 12 tane oyuncumuz var ortasaha için. Bunların 6 tanesi oynayabilecek kalitede diğer 6sı ise sırıtmıyacak şekilde oynayabilir.
Cana defansif ortasaha da banko oyuncumuz. Alternatifi ise Mustafa Sarp, Ayhan Akman..

-FORVET-
Yeni transferimiz Stancu ilk tercihimiz olucak çünkü Baros tan sakatlıklardan dolayı uzun soluklu yararlanamıyoruz. Mehmet Batdal ise bir diğer forvet oyuncumuz olsada Hagi nin şans vericeğini sanmıyorum. Mehmet Batdal dan ziyade genç Anıl a şans verebilir. İlk yarıda forvetsiz kaldığımızda Pino görev yapmıştı. Pino yine gerekli durumlarda düşünülebilir.

Analiz bana aittir. Çalmazsanız sevinirim, en azından kaynak gösteripte çalın. :) 

Kadro diziliş tercihlerim..
Football Fans Know Better Football Fans Know Better

Yazının bütünü bana aittir. Lütfen kaynak göstermeden kopyalamayınız.

22 Aralık 2010

STSL 2010 - 2011 İlk Yarı Karması


KALECİ
Karcemarskas şüphesiz ilk yarının en iyi kalecisiydi. Litvanyalı kaleci daha sezonun ilk yarısından uzun ve söylenmesi zor ismini herkese ezbertlemesini bildi. Karcemarskas takımının kaybettiği maçlarda bile üst düzey performans gösterdi.
Maç (Onbir): 15(15) Yediği Gol:11 Dakika:1350

DEFANS
İbrahim Üzülmez sol bek için göze batan bi kaç isimden biriydi. Profesyonelliği ile gençlere çok iyi örnek oluyor. Karmaya alırken fazla düşünmedim diyebilirim. 
Maç (Onbir): 12(11) Gol:0 Asist:1 Dakika:1051

Egemen Korkmaz geçen senede iyi bir sezon geçirmişti ama bu sene müthiş özgüven ile oynuyor. Mücadeleci oyunu ile Trabzonspor savunmasının bel kemiği. Trabzonspor şuan liderse dönsün bi defansına baksın işte orda Egemen var!
Maç (Onbir): 17(17) Gol:1 Asist:1 Dakika:1530

Serkan Balcı yı oldum olası beğenmişimdir. Kısacık boyu ile süratlı bir oyuncu. Maç içinde onu sağ kanadın her yerinde görebilirsiniz. Dinamizmin doruklarına ulaşıyor maçta. Takımının 5 golüne asist yaptı sezonun ilk yarısında.
Maç (Onbir): 16(16) Gol:0 Asist:5 Dakika:1420

Alex Amisulashvili sezon başında Şota tarafından ülkesi Gürcistandan transfer edildi ve bu çok yönlü defans oyuncusunu izleme şansını yakalamış olduk.
Maç (Onbir): 17(17) Gol:2 Asist:2 Dakika:1530

ORTASAHA
Emre Belözoğlu yetenek konusunda şüphemiz yok çok özel biri, insanlığına gelince ise boş biri. Kadroya almak ile almamak arasında çok düşündüm ama ne demişler yiğidi öldür hakkını ver. Sakatlık sorununu atlatıp görev aldığı maçlarda takımın ortasahadaki tek savaşcı oyuncusu oldu.
Maç (Onbir): 13(13) Gol:3 Asist:0 Dakika:1065

Selçuk İnan da kesinlikle karmaya girmeyi hakketti. Trabzonspor'un şuanki başarısına katkısı çok büyük. Kötü oynadığı maç olmadı bu sezon. Takımı ile beraber o da sezona damga vuruyor.
Maç (Onbir): 17(17) Gol:2 Asist:4 Dakika:1530

Alex de Souza başta takımdan soğutulmaya, onsuz olunmaya çalıştı ama onsuz olmadığının farkına kısa sürede farkına vardılar. Bir çok rekor kırdı sezon başından beri. Futbol zekası onu çok özel biri yapıyor.
Maç (Onbir): 16(15) Gol:12 Asist:5 Dakika:1205

Pablo Batalla hep golü aradı, doğru yerde olmaya çalıştı ve başardı. Bursaspor'dan kadroya girmeyi hakkeden tek oyuncuydu.
Maç (Onbir): 15(11) Gol:1 Asist:5 Dakika:954

Burak Yılmaz daha önce Beşiktaş ve Fenerbahçe formaları giydi ama bu seneki Trabzonspor daki performasına erişemedi. Eskiden defalarca sağ kanatta oynamak istemediğini dile getirmişti ama Şenol Güneş onu hem sağ kanatta oynattı hemde gerektiği zaman gizli santrafor olarak kullanmasını bildi. 
Maç (Onbir): 15(12) Gol:9 Asist:1 Dakika:1003

FORVET
Emmanuel Emenike rakip takımın savunmalarını darma dağın etti ve tüm savunmayı peşine taktı ama durdurulamadı. Fenerbahçe maçı hariç tüm gollerini içerde attı. Bakalım sezonun ikinci yarısında neler yapacak ve sezon sonunda gol kralı olabilcek mi?
Maç (Onbir): 17(17) Gol:12 Asist:2 Dakika:1423

STSL 2010-11 | İlk Yarıda Galatasaray


Ligde Oynadığımız Maç Sayısı: 17

Kazandığımız Maç Sayısı: 7

Kaybettiğimiz Maç Sayısı: 8

Berabere Biten Maç Sayısı: 2

Attığımız Gol Sayısı: 19

Yediğimiz Gol Sayısı:21

İlk yarıda attığımız gol sayısı: 9

İkinci yarıda attığımız gol sayısı: 10

En çok gol attığımız zaman dilimi: 61 / 75 dakikaları arası ( 6 gol )

En çok forma giyen: Ayhan Akman,Lucas Neill ( 16 karşılaşma )

En çok gol atan: Milan Baros ( 6 gol )

En çok sarı kart gören: Ayhan Akman ( 5 kez )

En çok kırmızı kart gören: Loric Cana,Ufuk Ceylan (1 kez)

İç Saha Karnesi
Galibiyet: 3
Mağlubiyet: 5
Beraberlik: -
Toplam Karşılaşma: 8
Atılan Gol: 9
Yenilen Gol: 14

Dış Saha Karnesi
Galibiyet: 4
Mağlubiyet: 3
Beraberlik: 2
Toplam Karşılaşması: 9
Atılan Gol: 10
Yenilen Gol: 7

Ligdeki Puan Durumundaki Konum

21 Aralık 2010

Analiz: Anıl Dilaver #66

Anıl, Trabzonlu bir ailenin iki oğlundan biri. 20 Kasım 1990 da, Trabzonun Sürmene ilçesinde doğdu. Daha sonra ailesi ile birlikte İstanbul-Beylikdüzüne taşınır. İlk futbol maçlarını Beylikdüzünde basketbol sahalarında yapar. Yeteneği kısa sürede fark edilir ve 13 yaşındayken kendini Küçükçekme'nin altyapısında bulur. Ve bir gün onun için hayatının dönüm noktalarından biri olan o gün Küçükçekmece-Galatasaray altyapısı arasında oynanan karşılaşmada Galatasaray'ı yendikleri maçta 2 golüde atar ve dönemin Galatasaray altyapı hocası Halim Fıçıcı'nın dikkatini çeker.



2007'nin Eylül 13'ünde Galatasaray altyapısına transfer olur. 2007-08 sezonunda Deplasmanlı Süper Gençler Ligi'nde 12 gol attı. Paf Liglerinde ise 2008-2009 da 16, 2009-2010 da 15 gol attı. 


Her sezon başarısını perçinleyen genç yıldız Anıl Dilaver bu sezon A2'de 14 maça çıktı 6da golü var. Bu performansı ile A takıma yükselen Anıl Dilaver, sezonun son maçında sakat ve cezalı oyuncuların yokluğundaki maçta Tugay Kerimoğlu'nun isteği üzerine Konya'ya deplasmana götürüldü. Takımının galibiyet golünü atan Anıl hem hocası Tugay'ın yüzünü kara çıkartmadı hemde takımına getirdiği galibiyet ile taraftarını mutlu etti. Başarıların devamını diliyoruz Anıl Dilaver'in..

30 Kasım 2010

Kasım ayında Galatasaray..

Ve bir ayı daha atlattık. 2010 yılının son ayı olan Aralık ayına yarın giriyoruz. Allah ömür verirse yeni yıla giricez ve yeni stada geçicez. İyi bir ay geçirdiğimiz söylenemez. Ufaktan konuya giriyim, bu ayda neler oldu özet halinde bir göz atalım.

* 07 Kasım: Süper Toto Süper Ligi'nin 11.Haftasında deplasmanda Trabzonspor'a 2-0 mağlup olduk.
* 10 Kasım: Ziraat Türkiye Kupasında Denizlispor'u Ali Sami Yen'de 3-1 mağlup ettik.
* 12 Kasım: Yeni Otobüsümüzün Lansmanı Yapıldı.
* 14 Kasım: Süper Toto Süper Ligi'nin 12.Haftasında Ali Sami Yen'de Manisaspor'a 2-0 mağlup olduk.
* 18 Kasım: Sezon başında Wolfsburg'dan transfer edilen Boşnak oyuncu Misimovic kadro dışı bırakıldı.
* 21 Kasım: Süper Toto Süper Ligi'nin 13.Haftasında deplasmanda Kayserispor ile 0-0 beraber kaldık. 
* 22 Kasım: Galatasaray Yönetim Kurulu Üyelerinden Cemal Özgörkey istifa etti.
* 28 Kasım: Süper Toto Süper Ligi'nin 14.Haftasında Ali Sami Yen'de Beşiktaş'a 2-0 mağlup olduk. 
* 30 Kasım: Elano Blumer, Santos FC klübüne 2.900.000 Avro'ya satıldı.

Üsteki yazıları yazarken Kasım ayını tekrar yaşamış ve tekrar kahrolmuş oldum. Aldığımız tek galibiyet Türkiye kupasında Denizlispor'a karşı. Kasım ayları içimiz Atamızdan dolayı buruktu. Anladım ki Kasım'lar uğursuz.

4 Ekim 2010

Göze Girememek #Nuri Şahin

 Borussia Dortmund formasını ilk kez 16 yaşındayken giyerek Bundesliga tarihine geçen milli futbolcu, geçtiğimiz sezon 33 maçta ilk 11'de sahaya çıktı, Jürgen Klopp'un gözdesi olmayı başardı. Müthiş yeteneklerini, enerjisiyle birleştiren Nuri Şahin yeni sezonda hem Borussia'nın hem de A Milli Takım'ın en büyük kozlarından biri olacağını kanıtladı

Nuri Şahin, 2009-2010 sezonunda, Borussia Dortmund'un en önemli ve istikrarlı parçalarından biri haline geldi. Jürgen Kloop'un vazgeçilmezleri arasına giren genç futbolcu tam 33 maçta 11'de görev yaparken, sadece 1 kez (Hoffenheim karşılaşmasında burnu kırıldı) oyundan alındı. Nuri bu maçlarda 4 gol attı, 8 de asist yaptı. Ligi 5. sırada bitiren siyah-sarılı takım, UEFA Avrupa Ligi'ne katılma hakkı kazanırken, Nuri bu başarıda büyük pay sahibi oldu. Avrupa Şampiyonlar Ligi play-off turu biletini son haftalarda kaybedilen puanlar nedeniyle Werder Bremen'e kaptırmaları ise Borussia için hayal kırıklığına yol açtı.

Almanya'da geride bıraktığımız sezonun adından en fazla söz ettiren futbolcularından biri de Nuri Şahin'di. Çünkü 21 yaşındaki bir futbolcunun, Borussia Dortmund'da 33 maçta forma giyip, 4 gol - 8 asist üretmesi hiç de hafife alınacak bir istatistik değil. Borussia'da Bert van Marwijk'ten sonra Jürgen Kloop gibi genç yeteneklere değer veren bir teknik adamın göreve getirilmesi de Nuri Şahin için büyük bir fırsat oldu. Zaten Türk oyuncu da Kloop tarafından kendisine verilen şansı son derece iyi kullandı.

Nuri bu sezon ortaya koyduğu üst düzey performansla bonservis değerini de ikiye katladı. Sezon başındaki bonservis bedeli yaklaşık 5 milyon euro olan Türk oyuncunun değeri şimdi minimum 10 milyon euro olarak gösteriliyor.



Nuri Şahin
http://u.goal.com/93500/93553_hp.jpg
DT: 1988
DY: Lüdenscheid, Alm.
Boy: 1.80 cm.
Mevki: Orta saha
Forma NO: 8
Artıları: Oyunu yönlendirme, liderlik, milimetrik paslar
Eksileri: Defansif oyun ve hava topları
Başarıları: 17 yaş altı milli takımla Avrupa şampiyonluğu ve dünya dördüncülüğü, Feyenoord formasıyla 2008 Hollanda kupası şampiyonluğu


Nuri Şahin önümüzdeki sezon Borussia Dortmund'un orta sahadaki yeni lideri   ve en önemli kozlarından biri olarak ter dökecek. 15 milyon euroluk Sırp savunmacı Neven Subotic ve 11 milyon euro bonservis değeri biçilen Arjantinli golcü Lucas Barrios'un ardından siyah-sarılı takımın en pahalı üçüncü oyuncusu olan Nuri, Jürgen Kloop'un adeta üzerine titrediği isimler arasında yer alıyor.

Borussia Dortmund, Nuri Şahin'e yaptığı yatırımın karşılığını kısa süre içinde alarak, hem genç futbolcuları yetiştirme anlamında iyi bir örnek sundu hem de çok yetenekli ve değerli bir oyuncu kazandı. Alman ekibi, 2005 yılında 17 Yaşaltı Türk Milli Takımı Avrupa Şampiyonu olduktan sonra genç futbolcusu için yapılan cazip teklifleri kesin bir dille geri çevirmişti. Nuri'nin bugün geldiği nokta, Borussia'nın verdiği kararın doğruluğunu tescilledi.

Nuri Şahin, Borussia Dortmund'daki performansıyla Türk Milli Takımı için de çok önemli bir kazanç oldu. Ay-yıldızlı ekibin yeni teknik direktörü Guus Hiddink tarafından ABD kampına götürülen yıldız futbolcu, Emre Belözoğlu'nun alternatifi olmaya en yakın isim olarak görülüyor. Hücum futbolunu seven Hiddink'in 4-3-3 sistemini milli takıma yerleştirecek olması, Borussia Dortmund'da zaman zaman forvet arkasında oynayan Nuri'nin ilk 11'de şans bulma ihtimalini daha da artıracak.

'Hiddink'in kozu olabilir'

İstanbul Büyükşehir Belediyespor Teknik Direktörü Abdullah Avcı, 17 Yaşaltı Milli Takımı'ndan öğrencisi olan Nuri Şahin'e övgü yağdırdı. "Sergen Yalçın'dan daha yetenekli. Müthiş bir sol ayağı var" dediği genç futbolcunun gelişiminde büyük payı bulunan Avcı, "Borussia Dortmund ve Feyenoord'da oynadığı futbolla ne kadar önemli ve değerli bir futbolu olduğunu gösterdi. Ancak bana göre henüz yüzde 100 kapasiteye ulaşmadı. Yeni sezonda çok daha önemli işlere imza atacağını düşünüyorum. Takım içinde daha fazla saygı görecek ve özgüveni artacaktır. Nuri Şahin'in ismini bundan sonra daha fazla duyacağımıza eminim" dedi. Başarılı teknik adam, Nuri'nin, Milli Takım Teknik Direktörü Guus Hiddink'in en önemli kozlarından biri olabileceğini de vurguladı. Hollandalı Hiddink'in, Nuri'yi, Feyenoord forması giydiği dönemden de tanıdığına dikkat çeken Abdullah Avcı, "Nuri belki de Hiddink'in en iyi tanıdığı oyunculardan biri. 2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde ondan mutlaka yararlanmak isteyecektir" ifadelerini kullandı.

134 maçta 13 gol attı

Nuri Şahin, Borussia Dortmund ve Feyenoord'da toplam 5 sezon forma giydi. Alman ekibinde 4 sezonda tam 105 lig maçına çıkan Türk oyuncu rakip fileleri 7 kez havalandırdı. 2007-2008'de kiralık olarak Hollanda'ya giden Nuri, kırmızı-beyazlı ekipte 29 lig karşılaşmasına çıkarken, 6 gol kaydetti. Genç oyuncu, A Milli Takım formasını ise 22 maçta giydi ve 1 gol attı.

Wenger'den büyük övgü


İngiliz devi Arsenal'in yetenek avcısı menajeri Arsene Wenger, Nuri Şahin'in gelecekte bir yıldız olacağını ilk fark eden isimler arasında yer alıyor. 17 Yaşaltı Türk Milli Takımı'nın zafere ulaştığı 2005 yılındaki Avrupa Şampiyonası'nı yakından takip eden Fransız menajer, Türk oyuncu hakkında, "Şu an için kendi yaş grubunun en iyisi" ifadelerini kullanmıştı. Wenger, İtalya'daki şampiyonayı izlerken transfer listesine yazdığı Nuri için vakit kaybetmeden Borussia Dortmund'a tam 2.8 milyon euroluk teklif yaptı. Ancak Borussia, 16 yaşındaki bir oyuncu için çok cömert sayılabilecek bu öneriyi kabul etmedi. Nuri Şahin, Peru'daki Dünya Şampiyonası'nda kendisini kulüp direktörü Frank Arnesen'e izleten Chelsea'den de teklif aldı. Alman ekibi, Chelsea'nin resmi teklifini Nuri'ye bildirdi, ancak transfere yine izin vermedi.


*Goal Dergisinin sezon öncesi Nuri Hakkındaki inceleme yazısı.Hiddink'in önemli kozu olabilir falan yazıyor yazıda.Kozu olması gerekiyordu mantıklısı buydu.BundesLiga'da fırtına estirmesine rağmen Milli takım'a seçilmedi.Niye acaba?

31 Ağustos 2010

Zvjezdan Misimovic - Analiz

http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_751811.jpg

Zvjezdan Misimovic.1982 Münih doğumlu, Bosna asıllı ofansif orta saha oyuncusudur.

Misimovic kariyerine Bayern altyapısında başlamış bir oyuncu. Bu çok önemli bir nokta. Almanya'da altyapı eğitimi almış olması disiplinli, devamlılığı olan bir futbolcu olduğunun göstergesi. Bayern altyapısından yetişmiş olsa da yeterli görülmemiş ve 2004 yılında Bochum'a transfer olmuş Misimovic, 90 maçta 21 gol atmış ve takımına önemli katkılar yapmış. 2007 sezonunda da Nürnberg'e transferi gerçekleşmiş. Asıl dikkat çekici performansına da burada ulaşıyor Misimovic. O sezon toplamda 50 maçta 16 gol atıp 14 asist yaparak dikkatleri üzerine çekmiş. Bu süre zarfında da gittikçe kendisini geliştirmiş bir oyuncu. Bundesliga'nın en iyi ofansif orta saha oyuncuları arasına girmiş 07-08 sezonu performansıyla. O sezona kadar müthiş sponsor desteğine rağmen hep vasat bir takım olmuş olan Wolfsburg'a transferi gerçekleşti büyük beklentilerle. 08-09 sezonu patlama yaptığı sezon oldu Misimovic'in. Dzeko-Grafite ikilisiyle müthiş işler yaptı. Önünde oynayan iki forvet toplam 54 gol atarken Misimovic 57 maçta 17 gol atıp tam 36 asist yapmış takımının oynadığı bütün kulvarlarda. Geçtiğimiz sezon ise aynı grafiğini sürdürerek 49 maçta 14 gol-20 asist gibi yine üst düzey sayılabilecek bir performansı var. Kariyeri, grafiği sürekli yukarıya doğru gitmiş Misimovic'in. Bu da çok çalışkan, çok disiplinli bir oyuncu olduğunun göstergesi kesinlikle.

Misimovic'in özelliklerine gelelim.

Misimovic'i Misimovic yapan en önemli şey kesinlikle oyun zekâsı, oyuna yön verebilme ve liderlik yapabilme yeteneği. Nerede ne yapacağını çok iyi bilen bir oyuncu Misimovic. Hep doğru yerde ve doğru zamanda alıyor sazı eline. Takımı düştüğü zaman yaptığı işlerle arkadaşlarını ateşleyebiliyor. Gittiği her takımda kilit oyuncu olmuştur bu özelliği sebebiyle.

Skora etki ediyor dedik. Misimovic çok iyi şut atan bir oyuncu. Sağ ayağıyla veya sol ayağıyla hiç fark etmiyor olmadık yerlerden inanılmaz şutlar çıkarabiliyor. Alman altyapısından yetişmesi onun bu özelliğini geliştirebilmesinde çok önemli bir yer tutuyor.

Asist sayılarında yakaladığı istatistikler çok çok iyi. Keza önünde oynayan hücumcuların gol istatistiklerini de direk etkiliyor bu. Takımının şampiyonluğunda onun asistlerinin büyük önemi vardı. Pozisyon hazırlayabilme yeteneği üst düzey bir oyuncu. Sezgileri ve oyun zekası birleşince durdurulamaz bir oyuncu olabiliyor asist konusunda. Müthiş ara paslar atabiliyor.Wolfsburg kariyerince çokça gösterdi bu konudaki meziyetlerini. Olmadık yerlerden çok ince bir pas atıp maçı tek hareketiyle takımı lehine çevirebilecek kadar iyidir bu konuda.

Ekstra özellikleri de var tabi. Serbest vuruş konusunda da çok iyidir kendisi. Attığı frikikler kornerler çok etkili olabiliyor.

En önemli özelliklerinden biri de mevkidaşlarının aksine oyun içindeki devamlılığı. Defansif yönü kuvvetli olmasa da statik oynamaz Misimovic. Sürekli top alıp etkili olmaya takımını ileriye taşımaya çalışır. Rakip yarı sahada da top aldığı zaman çok tehlikeli işler yapıyor. Sorumluluk alma konusunda hiçbir sıkıntı yaşatmaz takımına.


Misimovic Galatasaray'a yararlı olur mu?

Kesinlikle. Elimizdeki orta saha oyuncularını düşününce içi ürperen bir takımın taraftarı olarak ilaç gibi gelecektir hem tribünlere hem de takımımıza. Rijkaard en büyük başarılarını kazanırken kilit oyuncusu Deco'ydu orta saha da. Misimovic o rolü rahatlıkla üstlenebilecek kapasitede ve zekâda bir oyuncu. Orta sahamız için en kritik şey olan pas yapabilme işine önemli katkıları olacaktır. Alıyor veriyor 2'ye 1 yapıyor sürekli oyunun içinde. Mevcut kadromuzda Elano ile birlikte oynayabileceğini düşünüyorum. Toparlanmış bir Cana, EPL temposundaki bir Elano ve önlerinde Misimovic çok etkili olacaktır. En önemlisi topu ayağımızda tutabileceğiz bu üçlüyle. Zaten vasat bir ligde mücadele ediyoruz. Sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyorum. Sözün özü Misimovic bu takıma ilaç olacaktır eğer kadroya dahil edilebilirse. Eksikliğini hissettiğimiz oyuncu tipinin en iyi temsilcilerinden kendisi.

Kaynak : GSCimbom.com